Sümeyye YALÇINER

Sümeyye YALÇINER

Bir gün sınıfta sevmediğimiz huylarımızdan söz açtım. Öğrencilerim küçüktü e haliyle cevaplar oldukça içtendi...
25 Nisan 2017 Salı 09:18:10
2168 kez okundu.

Bir gün sınıfta sevmediğimiz huylarımızdan söz açtım. Öğrencilerim küçüktü e haliyle cevaplar oldukça içtendi. Her biri tek tek korkularını dile getirdiler. Hem çok güldüm hem de çok içerledim. Küçücük çocukların toplum baskısı altında ezildiklerini görmek oldukça üzücüydü.

Kızlar en çok kendilerini rahat ifade edemediklerini söylediler. “Öğretmenim söz alınca heyecanlanma huyumdan nefret ediyorum, ben yani öğretmenim.” “ Heyecanlanma huyu!” Erkekler de genel olarak tek bir dertten muzdariplerdi “ Ağlama huyu öğretmenim!” Benim çocukların dediklerine göre bir şeye kızdıkları zaman, işler yolunda gitmediğinde ağlama huylarından nefret ediyorlardı. Hatta biri “O kadar nefret ediyorum ki öğretmenim ağlamamdan, sonra kızıp hıçkırmaya başlıyorum.”dediğinde sınıftaki herkes oldukça eğlenmişti. Eh ben de biraz fazla gülmüş olabilirim.

“Ne var bunda?” deyip şaşırıyorum elbette. Ama hep bir ağızdan “kız gibi ağlanır mı? Dalga geçiyorlar sonra.” diyorlar. Olayı ancak o zaman kavrayabiliyorum. Henüz on yaşındalar. En nefret ettikleri huyları onların tabiri ile ağlama huyu. Çünkü onlar erkek. Erkek adama ağlamak hele ki hıçkırmak yakışır mı hiç? Olacak şey değil. Kızlar ağlasın, oğlanlar sert olsun. Duygusallıktan, merhametten, sevgi gösterilerinden mutlaka kaçınsınlar. İçinde yaşadıkları toplum bunu istiyor çünkü. Ben ne kadar kızsam da, “Olur mu öyle şey?” desem de arkadaşlarıyla savaşacak olan o çocuk. Aslında savaştığı hem kendisi hem arkadaşları hem büyükler, yani biz.

“Kız gibi ağlamak, erkek gibi dövüşmek.” Kız gibi, erkek gibi, dindar gibi, dinsiz gibi, oralı gibi, buralı gibi… Nerede insan gibi olabilmek? Ayırmadan duyguları, ötelemeden kimseyi sadece insan gibi insan olabilmek. Bütün duygular, bütün hisler insana aitse erkeği kadını olmamalı. Hisleri ayırmayı öğrenen insan hislerini saklamayı da öğrenir. Saklamak için de onu bastıracak şeylere ihtiyaç duyar. Öfke gibi, hırs gibi. Yani insan olmaktan uzak gibi.

Konu erkeğin ağlayabilmesi kadar sığ bir yerde saplanıp kalmasın tabi. Mevzu ondan ibaret değil. Zaten göstere göstere ağlayan insan, kadın ya da erkek, ne kadar samimidir ki tartışılır. Hele ki bir zamanlar Tülin için ağlayan Caner modelini düşünürsek, gözü yaşlı bir erkeğin itici olduğu bile söylenebilir.

Benzetmelerden, klişelerden, kalıplardan uzak, sadece insan olmaya insan kalabilmeye odaklı yetişen nesillere ihtiyacımız var. Özünü aramayı aklına getiren, hayatın anlamını sorgulayan çocuklardır ümidimiz. Zamanı geçirmekten daha başka zamandan öteye geçmeli fikirler, tutumlar. Kafa yoracak pek çok sorun varken daha en başından cinsiyet ayrımında tökezleyen çocuklarımızdan, bilim gibi, sanat gibi, güzellik gibi, erdem gibi, insanlık gibi projeler beklemek beyhude. Onları orada bırakmışız. İki cinste de ortak olanı ayrıştırma, kendi kendine şu sana bu bana yakışır kavgasına tutuşmuşlar. Çırpınıyorlar, bocalıyorlar, erkek gibi kız gibi oluyorlar ama insan kalamıyorlar.

Önlerine çektiğimiz tel örgülerle çocuklar gündüzleri adam ya da kadın, geceleri çocuk mu çocuk. Sana mesafeleri öğreten büyükler utansın çocuk.


Gemlik Reklam