Büşra ERDEM

Büşra ERDEM

Bosna Hersek Havalimanı’na indiğiniz andan itibaren hissedeceğiniz ilk şey ‘ben şimdi başka bir ülkede miyim?’ olacak.
22 Eylül 2016 Perşembe 15:03:27
1389 kez okundu.

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan yedi egemen ülkeden biri olan Bosna Hersek’i geçtiğimiz aylarda ziyaret etme şansı buldum. Dünyanın bir çok yerini dolaşmış biri olarak şunu en başta söyleyebilirim ki; Bosna Hersek’te geçirdiğim 5 gün boyunca kendimi yurtdışında değil de Türkiye’nin Karadeniz bölgesindeki herhangi bir şehrindeymiş gibi hissettim. Osmanlı‘nın uzun yıllar hüküm sürdüğü bu topraklar, günümüzde birçok farklı millet ve farklı dinlere mensup insanı bir arada tutuyor. Bu yönüyle şehir hem Balkanlardaki Osmanlı eserlerini görmek isteyenler için hem de farklı milletlerin bir aradaki yaşamlarını gözlemlemek isteyen gezginler için çok güzel bir gezi rotası.

Bosna Hersek Fahri Başkonsolosu Ahmet Kemal Baysak'ın özel davetlisi olarak gittiğimiz Bosna Hersek’I baştan sona gezme şansımız oldu. Huzurlarınızda hem Kemal Bey’e hem de seyahatimiz boyunca VIP minibüs ile Bosna Hersek’ten Karadağ’a, Karadağ’dan Hırvatistan’a kadar Balkanları baştan aşağı dolaştırıp tarihi bilgiler veren Bosnalı dostumuz Sabahattin Begoviç’e çok teşekkür ediyorum.

Bosna Hersek Havalimanı’na indiğiniz andan itibaren hissedeceğiniz ilk şey ‘ben şimdi başka bir ülkede miyim?’ olacak. Neredeyse bir çok kişi Türkçe konuşuyor, konuşamasa bile sizi mutlaka anlıyor. Onlar da bizim gibi misafirperver ve son derece güleryüzlü. Özellikle Türklere bayılıyorlar.

Milijacka Nehri’nin çevresine kurulu Saraybosna'da yüzyıllar boyunca Müslümanlar, Katolikler, Ortodoklar ve Musevîler bir arada sorunsuz bir şekilde yaşamış. Bu yönü ile şehir, Avrupa'nın Kudüs'ü olarak da biliniyor. Saraybosna'da başta Boşnakça olmak üzere Sırpça ve Hırvatça konuşuluyor.

1914 yılında 1. Dünya Savaşı’nın başlamasına neden olan Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’ın Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip tarafından öldürülmesi ise Saraybosna'da bulunan Latin Köprüsü'nde gerçekleşir.
Şehrin merkezi olarak kabul gören bölge; Başçarşı yani Eski Şehir. Burada yok yok. Kafelerden hediyelik eşya satan dükkanlara, yemek yiyebileceğiniz restoranlardan müzelere kadar bir çok şey Başçarşı ve civarındaki yerlerde konumlanmış. Şehirde yer alan Osmanlı eserleri dışında birçok önemli yapıyı da gezip görme şansınız var. Başçarşı, Sebil, Gazi Hüsrev Bey Camii, Umut Tüneli, Latin Köprüsü, Hünkar Camii, Saraybosna Müzesi ve Bosna Hersek Ulusal Kütüphanesi, seyahatiniz boyunca mutlaka gezip görmeniz gereken yerlerden sadece bir kaçı.

Saraybosna seyahatimde beni en çok etkileyen yerlerin başında havaalanına yakın bir konumda yer alan Tünel Müzesi (Umut-Hayat Tüneli) geliyor. Bosna Savaşı zamanında kuşatma altında kalan Bosnalıların yıllar boyunca hayatta kalmasını sağlayan en önemli noktalardan biri olan Umut (Hayat) Tüneli, Sırp ablukası altındaki şehrin yiyecek, içecek, silah ve insan transferinde yıllar boyunca en önemli rolü üstlenmiş. Sırp ablukasının olmadığı tek nokta olan NATO pisti altına gizli gizli kazılan 800 metre uzunluk ve bir buçuk metre yüksekliğindeki bu tünel, Bosnalıların savaş boyunca en önemli geçiş noktasını oluşturmuş ve milyonlarca insanın hayatını kurtarmış. Günümüzde yalnızca 25 metrelik bir kısmı açık olan tüneli dilerseniz şehir içinden düzenlen turlara katılarak dilerseniz de şehirden kalkan otobüsler ile gezebilirsiniz.

Bosna Hersek denince ilk akla gelen yerlerden biri tabii ki kartpostallarda da sıkça gördüğümüz Mostar Köprüsü. Saraybosna’dan Mostar’a ulaşmanın iki yolu var. Biri tren yolculuğu, diğeri ise otobüs. Eğer vaktiniz varsa size önerim kesinlikle tren yolculuğu yapmanız. Ploce üzerinden Mostar’a varan trenler Avrupa’da en güzel hatlardan birine sahip. Tüm yolculuk boyunca harika manzaraları izleyerek Mostar’a ulaşacaksınız.

Her konuda olduğu gibi yeme içme konusunda da Bosna Hersek ve Türkiye’nin çok fazla ortak noktası var. Bosna Hersek’in ulusal yemeği olan Ćevapi (köfte) şehirde yenmesi gerekenlerin başında geliyor. Boşnak böreği ve Pita’da mutlaka tadılması gereken yerel lezzetlerden sadece bir kaçı. Benim gibi eti çok sevenler için de küçük bir önerim olacak. En iyi süt danaları ve kuzuların olduğu ülkelerin başında gelen Bosna Hersek’de kuzu çevirme de oldukça meşhur. Ülkenin ikliminden ötürü etler hem çok sağlıklı hem de çok lezzetli.
 Bosna seyahatim boyunca hissettiklerim, Avrupa’da yaşadığım duygulardan çok daha başkaydı. 1992 yılında başlayan Bosna Savaşı ülkedeki insanlar üzerinde çok derin izler bırakmış. Halk yorgun. Havada hala matem havası gizli. Binalardaki bomba izleri onarılmaya çalışılsa da insanların hafızalarındaki izler kolay kolay arınacak cinsten değil. Bana göre Saraybosna ile ilgili ilk düşünmemiz gereken buranın turistik bir şehirden daha çok 1992-1995 yılları arasında yaşanmış olan Bosna Savaşı ve geride bıraktığı ağır izler olmalı. Avrupa'daki benzerlerinden farklı olarak Saraybosna'yı güzel bir Osmanlı mirası ve yıllar boyunca katliama uğramış Avrupa'nın ortasında bir şehir olarak değerlendirmek lazım. Eğer gidip görmediyseniz en kısa zamanda seyahat planlarınızın arasına Bosna Hersek’i eklemenizi şiddetle tavsiye ederim...


Gemlik Reklam