Eren YETER

Eren YETER

Üstat Necip Fazıl Kısakürek'in ölümünün 33. yıl dönümüne ithafen...
21 Mayıs 2016 Cumartesi 12:31:33
1689 kez okundu.

Üstat Necip Fazıl Kısakürek'in ölümünün 33. yıl dönümüne ithafen...

Bir uyanıştı benimkisi,tıpkı senin gibi...Tan vakti doğardı küçük dünyamı ısıtıp karanlık yanımı aydınlatan parlak güneş. Sabah yeli penceremin perdesini havalandırırdı. Bahar mı geliyordu, içim mi ısınıyordu, kuşlar cıvıldıyor muydu sahi? Güller yeniden açıyor muydu dikenleriyle birlikte? Aşığı olan bülbül ne yapıyordu? Yoksa yalancı bir bahar tılsımı kandıran bir güneş çarpması mıydı bu? Bulutlar örtecek miydi, karartacak mıydı bedenimi ardından yağdı yağacak mıydı kirpiklerimden? Belki de bembeyaz örtü kaplayacaktı etrafı kar yağacaktı ve bir daha açmayacaktı güller.

Bir kalkıştı benimkisi tıpkı senin gibi...Uyandım, elimi yüzümü yıkayıp aldım kitabı elime. Çevirdim sayfaları bir nefeslik duman çekişiyle. Gözlerim her biri ardınca sıralıyordu yaprakları, dağarcığım almaz olmuştu ötesini. Duraksadım sonra, ne anlatıyor dedim kendi kendime. Hayatın şifresi bu mu, sırra kadem basmak ya da sırrı sonuna kadar aralamak? Benim düşlediğim hayal, izlemek isteyeceğim yol şu sayfalar dolusu açıklamalarda değildi anlaşılan. Doğruldum yerimden, ayağa kalkıp ceketimi aldım üzerime ve anca atabildim kendimi sokağa. Çiseleyen bir sağanak, yapraklar titrek, üşüyorum.

Bir arayıştı benimkisi tıpkı senin gibi...Hayatta var olma sebebim, yaşama gayem nereden gelip nereye gittiğim. ”Yaşanmaya değer hayat” gizli ve sırlı bir hedef olur. Kendi kendine sorar: “Yaşanmaya değer hayat nasıldır, kapısı nerededir ve bilmediği kapıdan içeri girdiği anda kim mihmandarlık edecektir kendisine?” Dünya bir handı ve konan göçerdi. Madem göçeceğim, zevk-i sefadan vazgeçip bel mi bağlayayım hayata? Canım, aşk şarabının tadına bakmak, günah dilekçisi olup avunmak istiyordu avarece. Eksik, meczup içinde olan biçare. Yelkensizim, rüzgarlara çıktım kıyılara vurdum; susuzum, çöllerde bedevi oldum; yalnızım, dostlarımdan oldum. Sonra tasımı tarağımı, pılımı pırtımı alıp yollara düştüm. Kendimi hesaba çekmek, hakikati bulmak için caddeler boyu yürüdüm. Sabrettim, kelam ettim, gönül bağımı titrettim. Aradığımı ne derya denizinde ne gök mavisinde, kendimde buldum. İçimdeki gizli hazineyi keşfettim bir sözle, bir sözünle. ''Anladım işi sanat Allah' ı aramakmış, marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.''

Bir yenilenişti benimkisi tıpkı senin gibi...Ben geçmişimi dürdüm, büktüm ve kaldırıp çöpe attım senin deyiminle. Dünün rehavetinden kurtulup bugünün refahına ulaştım özveriyle. Üstat; görüyorum ışığı, duyuyorum o nefis kutsal kitap ayetlerini. Dert benim, deva Kur'an'ındır. İlahi aşka yelkenliyim, kucaklıyorum yarınımı, Allah'ım sana sığınıyorum ve adını duyunca tatlıca ürperdiğim, onu göremeden sevdiğim, adını beş vakit duyduğum, ismi güzel kendi güzel Ya Resulullah!

İki insan çeşidi vardır. Zaman geçtikçe hatalarıyla yüzleşen! Zaman geçtikçe yüzsüzleşen. Duy beni yattığın yerden üstadım, ben ilkindenim, ben ilkiyleyim.

Ben aradığımı buldum tıpkı senin gibi...


Gemlik Reklam