Gamze ÖZDEMİR

Gamze ÖZDEMİR

İstanbul'un Çilesinden Uzak Yaşayıp Kahramanın El Kitabı'nı Görebilecek Olmak
11 Nisan 2016 Pazartesi 03:41:21
1904 kez okundu.

Gemliklilere Mahsus Bir Rahatlık: İstanbul'un Çilesinden Uzak Yaşayıp Kahramanın El Kitabı'nı Görebilecek Olmak

Gemlik konumu itibariyle Türkiye'nin çok özel yerleşkelerinden bir tanesi olma özelliğini taşıyor: Bir yandan bizlere İstanbul'un keşmekeşinden uzak, huzurlu bir yaşam alanı sunarken bir yandan da İstanbul'a oldukça yakın konumuyla, mega kentteki aktiviteleri yakından takip edebilmemizi sağlıyor. Bize de bir yandan huzurlu ilçemizin tadını çıkarmak, bir yandan da iki saatlik yolculuğumuza değecek aktiviteleri takip etmek kalıyor.

Bu yazıda, Gemlikli olmanın avantajından yararlanıp, iki saatte bizi önce roman kahramanları arasına alacak, oradan beyaz perdeye yansıtacak ve son olarak kendimizi bir tiyatro sahnesinde bulmamızı sağlayacak; bunu yaparken de İstanbul'un tarihi sokaklarında kendi hikayesinin kahramanı olmak isteyen bir adamın peşine düşürecek bir temsilden bahsedeceğiz: İstanbul Tiyatro Festivali'nde yer alacak bir hikaye, Kahramanın El Kitabı...


Önce Yazı Vardı

Kahramanın El Kitabı'nı anlayabilmek için çok daha öncesinden başlamamız gerekiyor. Evet, bizi önüne katan bu yolculuğun başlangıcında önce yazı, yani Türk edebiyatında önemli yere sahip, isimleri mi yoksa içeriği mi daha güzel karar veremediğimiz iki eser bulunmakta: İlhami Algör'ün kaleminden, "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" ve "Albayım Beni Nezahat ile Evlendir". Öncelikle gelin, sıra dışı isimleriyle bizi bizden alan, yüzümüzde sebepsiz bir gülümseme bırakan bu kitapları kısaca tanıyalım.

"Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim. Önemsemedim. Yol, bana uygun bir ruh önerebilirdi. Kapıyı çektim, kilidin dili yuvasına otururken 'Nereye?' dedi. Aldırış etmedim, çıktım."

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, okurken kendi iç sesiniz yerine Sadri Alışık'ın sesini duyacağınız; arada bir "Bu Hint melodisi de nereden geliyor?" diye sağınıza solunuza bakacağınız, bilinenlerden farklı, ama bir o kadar da bildiğiniz incecik bir "tutku" romanı. Kitap boyunca bir yandan, her sabah eli ceplerinde İstanbul'un tarihi mekanlarında hikaye kovalayan, sokaklarla konuşan, yazdığı hikayelerle kendi hayatındaki resimleri birbirine bağlamaya çalışan eski bir film montajcısının peşinden koşacak; bir yandan da onun düşünce dehlizinden, kendi kurduğu gerçeklikle, gerçekte var olan arasındaki farkı görmeye çalışacaksınız.

"Aynayı görmesem çıkacaktım. Giysi dolabının bir kapısı yarım açıktı. Kapı açıyla duruyor, üzerindeki aynada kendimi görüyordum. Ben, kendimi en sivil hallerimin tanığı olan mekâna giren adam olarak hissederken, ayna beni, arkasında boş bir koridor olan adam olarak gösteriyordu."

***

Albayım Beni Nezahat ile Evlendir'de ise, önceki romanda Müzeyyen ile birlikte figüranlık yapmış, ancak kendisine hayat veren yazarın onu hep "gidici aşklara" sürükleyişinden usanmış, artık kendi başına davranabilen bir kahraman olmak isteyen adamın mücadelesine tanık oluyoruz. Bir anlamda Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'nun devamı niteliğinde ele alabileceğimiz bu eserde, elinde eski bir el kitabıyla kendi hikayesinin peşine düşen hikaye kahramanının ardında ve arayışlarında, yine İstanbul'un en güzel köşelerinden bir iç yolculuğa çıkıyoruz. Kitabın sonunda derin bir sessizliğe, belki de bazı içsel hesaplaşmalara yöneliyoruz. Kendimize ve kitaba soruyoruz: "Nedir, mesele nedir?"

"Susmak üzerine konuşmak gerekse, beni çağırırlar, oturur susarım. Dolmabahçe Saat Kulesi'yle, Çırağan Sarayı ile konuşurum. Duvarlara yazılar yazarım gizli gizli: 'Albayım Beni Nezahat ile evlendir'. (...) Ya bu adı değiştir ya da al bu elmayı. Bende sevdiklerince terk edilme endişesi, kafayı yemeye meyyal haller var. Al bu elmayı Nezahat. Yüzünde göz izi var."

Matbaadan Beyaz Perdeye

Başrollerini Erdal Beşikçioğlu ve Sezin Akbaşoğulları'nın üstlendiği, yönetmenliğini ise Çiğdem Vitrinel'in yaptığı Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, 2014 yılında seyircisiyle buluştu. Her ne kadar ismi ve asıl meselesi açısından ilk kitapla özdeşleşse de, Albayım Beni Nezahat ile Evlendir'den de izler ve sözler taşıyan film, modern bir aşk sunuyor bize. Kitaplardan farklı olarak, filmin hikayesi Müzeyyen dışındaki kahramanımıza da bir isim bahşediyor: Arif. Romana paralel olarak, hikayeler peşinde koşan Arif'in kendini Müzeyyen üzerinden var edişi karşısında güçlü ve modern kadın temsili olan Müzeyyen'i tanıyoruz. Senaryo filmin karakterlerini İlhami Algör'ün kahramanlarından biraz daha farklı çizmişse de, filmin birebir kitap uyarlaması olmadığını, bunun bir "esinlenme" durumu olduğunu göz ardı etmemekte yarar var. Dolayısıyla iki eserin de yeri birbirinden ayrı. Bu vesileyle bir filmi izlemenin, aynı hikayeyi işleyen kitabı okumakla eş olmadığını hatırlatmış olalım. Farklı türdeki iki eserin sunacağı bakış açısının ve bizde uyandıracağı duygu durumunun, etkinin ve imgelemin aynı olması mümkün değildir. Öte yandan, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'nun beyaz perdedeki yorumunun, roman kadar etkileyici, sıcak ve farklı olduğunu söylemek doğru olacaktır.

Yolculuğun Sonu (Mu?): Kahramanın El Kitabı

Yirminci İstanbul Tiyatro Festivali bu yıl, 3-28 Mayıs tarihleri arasında, yurtdışından 9, Türkiye’den 23 oyun, dans ve performanstan oluşan 32 gösteriyi ve 18 yan etkinliği bizlere sunuyor.  Pek çok ilgi çekici temsilin yer aldığı bu etkinlikte, konumuz itibariyle değineceğimiz oyun, tahmin ettiğiniz üzere Kahramanın El Kitabı.

15, 16 ve 17 Mayıs tarihlerinde seyircisiyle buluşacak olan Kahramanın El Kitabı, İlhami Algör'ün Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku ve Albayım Beni Nezahat ile Evlendir romanlarına dayanan uyarlama bir oyun. Yönetmenliğini Şule Ateş'in yaptığı bu tek kişilik oyunda sahnede göreceğimiz isim ise Deniz Celiloğlu.

Deniz Celiloğlu, biz "genel izleyici" kitlesine, sinema severlere ve tiyatro aşıklarına tanıdık olan, üç alanda da sergilediği performanslarla neredeyse her kitleye hitap etmeyi başarmış bir isim. Onu, televizyon ekranlarının "Selim'i" olarak tanıdık diyebiliriz: Kanıt isimli projede Komiser Selim'i; Çalıkuşu dizisinde ise Doktor Selim'i canlandıran Celiloğlu, en son Gecenin Kraliçesi adlı yapımda Emre karakteriyle evlerimize konuk oldu. Oynadığı dizilerde genelde "en yakın arkadaş" olarak gördüğümüz Celiloğlu'nu, beyaz perdede, normların arasında sesini kaybetmiş karakterlerin çığlığı olarak izledik. 2010'da vizyona giren ve Alper Özyurtlu-Caner Özyurtlu yönetmenliğindeki Ev filminde Celiloğlu, Algör'ün kitaplarında gördüğümüz başkahraman gibi, belirli bir isim nezdinde bireyselleştirilip, özelleştirilmeyen bir karakterle karşımıza çıktı ve izleyicisine gerilim-vari bir üslupla kurallara yönelik eleştirel bir perspektif sağladı. 2013 yılında Çağan Irmak'ın yönettiği "Tamam mıyız" filminde adı gibi sıcacık bir adamın, Temmuz'un sesinden, toplumca hatta aileleri tarafından bile görülmek istenmeyen "norm dışı" insanların aslında ne kadar güzel olduklarını tekrar tekrar bize hatırlatan Celiloğlu; Ertan Valimatti Alagöz'ün yönetmenliğini yaptığı 2015 yapımı İçimdeki Balık'ta ise yine "normal" olanın dışında kalan ve ancak kendi normalliğini kanıtlayınca özgür olacağını bildiği için akvaryumundan çıkıp okyanus sularına düşen Barış'ın hikayesini sundu bizlere. Tiyatro severlerle buluştuğu son oyun olan Babil'de ise duyup kulak ardı ettiğimiz hayatların ne kadar gerçek, ne kadar somut olduğunu gösteren bir ekiple iş başındaydı.

Kahramanın El Kitabı'na dönecek olursak, öncelikle oyunun sosyal medyadaki etkinlik yazısını sizlerle paylaşalım:

"İlhami Algör'ün Albayım Beni Nezahat ile Evlendir ve Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku isimli romanlarından uyarlanan performans, bir erkeğin, 'kahraman' imgesinin peşinde, İstanbul sokaklarında yaptığı zihinsel yolculuğu video animasyon eşliğinde anlatıyor. Bu eğlenceli 'anlatı', seyirciyi siyah-beyaz filmler döneminin naif ve tanıdık dünyasında gezdirirken, bir yandan da bu filmlerin imgeleriyle büyümüş bir kuşağın zihnindeki 'kahraman erkek' imgesini sorguluyor."

Tanıtımından anladığımız kadarıyla, Algör'ün bizi imgelemimizde dolaştırdığı sokakları, yolları, caddeleri bizatihi gösterecek, bir yandan da içsel ve toplumsal bir seyahat ile "mesele nedir?" diye sorgulatacak bir temsil bizi beklemekte. Oyunun dayandığı işlere baktığımızda, sosyal meselelere ilgisi olan sanatseverler olarak beklentimizin büyük olmasını da mazur görmek gerek.

Bu bağlamda, anlamlı ve güzel bir iş olacağını ümit ettiğimiz Kahramanın El Kitabı, Gemlik-İstanbul arasında geçecek iki saat yolculuğa değer diye düşünüyoruz. 15, 16 veya 17 Mayısta telefonlarımızın seslerini kapatırken göz göze gelirsek, haklıyız demektir. O halde Tamam mıyız'ın Temmuz'unun bir repliği ile bu dosyayı kapatalım: "Totemimiz totem olsun mu?"


Gemlik Reklam