Eren YETER

Eren YETER

Tarih boyu hoşgörünün, kardeşliğin en güzel örneklerini veren milletimiz...
24 Aralık 2015 Perşembe 20:49:50
1979 kez okundu.

Tarih boyu hoşgörünün, kardeşliğin en güzel örneklerini veren milletimiz yokluklar ve imkansızlıklar içinde çaresiz görünen nice büyük devletler kurduk. Bağımsızlık ruhu en başta gelen özelliğimizdi. Yine de emperyalist güçlerin oyunlarıyla içten içe çürümeye giden ve kayalıklara çarpıp dağılan Osmanlının hikayesini yazdık. Lakin üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer yarılmadıkça bizim ilimizi kim bozabilirdi...1800'lü yılların son çeyreğiydi. Japon imparatoru Meiji yüksek değerli Krizantem nişanını Sultan 2. Abdülhamid'e hediyelerle birlikte gönderir. Bu dostluk heyeti padişah ve halk tarafından oldukça güzel karşılanır, gelişen dostluk rüzgarının etkisiyle Sultan 2. Abdülhamid Han iade-i ziyaret yapılması emrini verir. Türk-Japon dostluğunun köprülerinin atılacağı ve sonsuza dek yıkılmayacak bir bağ olacaktı bu yaşanan.

Peki ama nasıl gidilecekti. Haritaya baksan bir elinle Türkiye'yi göster desen diğer elin varamazdı Japonya'ya. Böylesine meşakkatli, uzun bir varış noktasına nasıl ulaşırdık. Emir belliydi, yapılması gerekti. Haliç'e uzandı gözler,limana demir atmış, altında midyeler yuva yapmış gemi duruyordu karşımızda. Bu bir onur meselesiydi,karşılıksız olamazdı ziyaret. Uzatılan dostluk eli havada kalamazdı. Ayrıca Türkler için kendi karasularından öteye gidemez diyenlere inat okyanuslar aşacaktık hem de yadigar bir fırkateynle.O zamanın hem yelkenli hem buhar gücüyle hareket eden tek gemisi Ertuğrul 'ben hazırım,gelin,korkmayın' der gibiydi. Başka çaremiz yoktu.

Amiral Osman Bey komutasında, Kaptan Ali Bey ile birlikte nice Osmanlı bahriyelisi katıldı bu eşsiz yolculuğa. Gemi için sınırlı miktarda kömür vardı ve  sadece liman yerlerinde gücümüz,özümüz görülsün diye atılacaktı kazana. Devamı yelkenlerle gidilecekti. Kömür koyulması gereken ambarda tamirat için gönüllü işçilerimiz yer alıyordu.  Kömür karası yok olsa da kar beyazıydı tüm kalpler...

Almanya'da görevli olan genç subay Bigalı Hasan, Japon kızı Sayako'ya gönlünü kaptırır. Bu gönül ilişkisi karşılıklıdır. Durumdan haberdar olan Sayako'nun babası tahsilli genç subayımıza saygı duymasına rağmen evliliğe onay vermez. Aşkını kalbine gömen kızını da alıp Japonya'ya geri döner babası. Yüreğindeki acı vücuduna sirayet eder ve amansız hastalığa yakalanır Sayako. Kızının halini gören babası dayanamaz ve Hasan'a haber yollar, çabuk gelesin diye. Vatan görevi her şeyden üstündür,bırakıp gidemez ama sevenleri buluşturacak olan Rabbim yüzlerce bahriyelinin yanında ona da yer açar.

Tüm İstanbul Haliç'e gelir ve bir kordon boyu uzanır. Kimi çocuğuna gebe. Kimi kucağında yeni doğmuş bebeği. Kimi anası,babası,kardeşi,dedesi,ninesi ile uğurlamaya gelirler.Yolunu gözleyen doğmamış bebeğinin annesine,sevdiği kadına''Gözyaşlarını inci tanesi gibi saklayacağım.Bana seni hatırlatacak.''diyerek sefere çıkar yürekli Bekir Çavuş. Gözler puslu ve nemli, gidişiniz ola dönüşünüz tez ve hayrola...

Besmeleyle Ertuğrulum demir aldı,hep ahali sahillerde bakakaldı.Çoluğun,çocuğun feryadı arşa vardı,hak selamet versin şanlı Ertuğrul'a...Üç direkli fırkateyndir gemimiz,kimimiz bekarız,evlidir kimimiz.Gayret edin çocuklar Capanya'dır yolumuz,hak selamet versin şanlı Ertuğrulumuza...

Kaptan Ali Bey : ''Yukarıda rüzgar, aşağıda emek, Ertuğrul böyle gidecek'' der. Ve Ertuğrul'un aslanlarına gözü gibi bakan bir amiral... ''Seferimiz mübarek olsun.Bugünümüz yarına yetsin'' dedi ve tarihe kazınacak bir yolculuğa çıktık! 11 ay süren yolculukta durak yerlerinde büyük bir sevgiyle karşılandık.Hindistan limanlarına vardığımızda Hindistan'daki Müslümanlar büyük bir sevinç yaşamış, Müslüman toprağı diyerek  Ertuğrul Fırkateyni'nin gelişinin ardından 2 rekat şükür namazı kılmıştır.

Az gittik uz gittik,binlerce mil yol kat ettik,nice boğazlardan,geçitlerden geçtik.Vardık sonunda Uzak Doğu'ya. Bizi gören Japonlar hayret ediyor.'Nuh'un gemisini bilmeyiz ama siz Türkler yaman denizcisiniz, bu bir mucize'diyor, büyük bir coşku ve sevinçle karşılanıyorduk. Mucizeler bir kez mi yaşanır yoksa ikinciye yaşam bizi dünyadan mı alır görecektik...

Çeşitli hediyeler ile birlikte padişahın Osmanlı nişanı Murassa, Japon Kralı'na verildi. Uzunca müddet misafir edildik, iyi ağırlandık. Bu arada gemideki tüm mürettebat sevdiklerini geride bırakırken sadece Bigalı Hasan sevdiceğine gidiyordu. Japonya'ya varır varmaz aldığı izinle koşa koşa yarinin yanına vardı. Hasan'ın yüce sevgisi ve naif ney sesiyle Sayako'ya yeniden can verdi.Mevlevi de olan Hasan'ın ney sesi sevgilisinin ruhuna işleyerek  hastalığına ilaç geldi. Babası da evlenmelerine müsade edince Japon geleneklerine uygun olarak evlendiler.

Dönüş zamanı geldi çattı.Uyardılar bizi,önümüzdeki iki ayın tayfunla geçeceğini, çok şiddetli fırtınaların olacağını söylediler. Duramazdık,sevdiklerimiz bizi bekler,Sultan yolumuzu gözlerdi.'Gemi satalım, en azından bununla yolculuğa çıkmayın' dediler. Kabul etsek karşılayacak paramız yoktu hem' Osmanlı, fırkateynini burada bıraktı ve mecburen daha iyi gemiyle döndü' dedirtemezdik kimseye. Japonlar en çok da gururlu yanımıza hayran kaldı...

Vira bismillah İstanbul... Endişeli,korkulu gözlerle bakıyorduk ufka. Nasıl dayandıracaktı bizi bir damlaydık okyanusta.Fırtına öncesi sessizlik hakimdi. Çok değil biraz sonra tufan kopacaktı. Henüz Japon sularında,Oshima kayalıklarında giderken gök yarıldı,yer yerinden çıktı. Önümüzde deniz gibi düşman arkamızda düşman gibi deniz vardı. Bu kez tek düşman denizdi. Fırtına, tayfunla birleşip sulara gömecekti hepimizi. Ali Kaptan büyük üniformasını giymiş ambara işçilerin yanına iniyor. İşçiler su alan gemiyi tahtalarla çivilerle çakıp kurtarmaya çalışırken 'Boşuna harap etmeyin kendinizi,üç direkli fırkateynin bir direği kırıldı ve omurga gibidir bunlar biri yıkıldı mı hepsi gider'. Çalışkan,özverili işçiler  'Demek bunca zaman tabutumuza ellerimizle çivi çakmışız' deyince 'Sizler şerefli yolculukta cesaretle görevinizi yerine getirdiniz ve evet bu bir tabut ama her tahtası her çivisi sizin olan tabut ...'

Anaların körpecik kuzuları,babaların gencecik cesur evlatları,sevdiğinin biricik kahramanları dönüşünü bekleyenleri hep bekletecekti. Gidipte gelmemek gelipte görmemek vardı. Sevdiğini aşkıyla kurtaran Bigalı Hasan da bu gemideydi. Yeniden yaşam verdiği Sayako'nun yaşam tutunağı da yitip gitmişti. Gözyaşları okyanustan da fazlaydı geride kalanlar için. Dile kolay 500'ü aşkın denizcimiz yaşamını yitirdi. Kalan 69 kişiydi.

Bekliyoruz yiğitlerimiz sizi, sizler cesaretin,onurun,gururun en büyük timsalisiniz. Sizler sularda kaybolmadınız, yürek denizlerimizde yaşıyorsunuz. Unutulmayacaksınız şehidim hiçbir zaman...

Faciayla kesişen hayatlar vardır. Türk-Japon dostluğu elem bir olayla birleşerek bugünlere geldi. Çok uzaklarda olsak da gönüllerde anımız, alın yazımız kaldı. Bugün Mersin'in Yakakent ilçesi Japon Kuşimoto şehri ile Kardeş kenttir. 1974 yılında Oshima Adası'nda inşa edilen "Türk Müzesi"nde Ertuğrul Fırkateyni’nin maketi, gemideki asker ve komutanların fotoğrafları ve heykelleri bulunmaktadır.

Dost eli kilometrelerce uzaktaki bir ulusa kadar uzanıyorsa varın siz düşünün. Medeniyetimiz kardeşlikle,barışla var olan bir çizgidedir her zaman.Ey doğunun ve batının halkı, Dost eli uzanır daima bizde, tutmaksa sizin elinizde...

 


Gemlik Reklam