Mustafa Emre ÖZGEN

Mustafa Emre ÖZGEN

10 Kasım, Matem Değil Mücadele, Çalışma Günüdür
10 Kasım 2015 Salı 00:10:41
1430 kez okundu.

Acaba başkaları 10 Kasım’larda Gazi Paşa için neler yazmışlar? Neler söylemişler, düşüncelerini nasıl aktarmışlar…

Birkaç isim gelse de aklıma, sonra vazgeçtim.

Yıllarca gazete manşetleri ve televizyonlardan sürekli aktarılan içi boşaltılmış Atatürkçülük söylemi, Atatürk’ü ululaştıran, mitleştiren, sanki ihtiyacı varmış gibi ısrarla tekrarlanan yüceltmeleri anımsadım.

Konunu özünden uzak, öğretmen gözetiminde ödev olarak ezberletilen birkaç şiire indirgenen Atatürkçülük, her zaman uzak oldu bana.

Bu yüzden (tüm yazarlar, tüm siyasetçiler ve tüm tarihçiler aynıdır ve içi boştur demiyorum) eskileri karıştırıp aynı şeyleri size tekrarlamak yerine olabildiğine öznel bir şeyler anlatmak istedim.

MUSTAFA, KEMAL, ATATÜRK

Hepimiz Atatürk’ün hayatını az çok biliyoruz. Ben birkaç kitap daha okumuşumdur boşlukları doldurmak için. Açıkçası okuduğum kitaplar içinde Atatürk’ü en yalın ve olması gereken noktada anlatanı, ilginç bir şekilde, İngiliz bir yazara aitti. Lord Kinross’un “Atatürk – Bir Milletin Yeniden Doğuşu” adlı kitap. Başarılı bir biyografi. Atatürk’ün doğduğu savaş ve karmaşa ortamından, İsmet İnönü ile aralarının bozuk şekilde vefatına kadar tüm hayatını yaklaşık beş yüz sayfaya sığdırmış. Kitap boyunca zaman zaman üzüntü, zaman zaman ise cesaretin duygusunun insanda meydana getirdiği farklı duyguları yaşadım.

Atatürk’te hep bunları gördüm, üzüntü ve cesaret. Üzüntülü olan Gazi Paşa değildi, bendim. Bu duyguların sebebi ise zaman içinde gördüğüm yaşadığı zorluklar, sahip olamadığı sakin aile hayatı, dostlarının onu yalnız bırakışı, gerici ve emperyalist odaklarla ettiği mücadele sırasında yaşadığı ihanetlerdi…

Hayata gözlerini yalnız yumdu Mustafa Kemal. Dergimizin kapağında gördüğünüz yatakta, ilkokul öğrencisiyken gezme fırsatını bulduğum Dolmabahçe Sarayı’nda, saray olmasına nispeten küçük bir odada vefat etti.

Vefat ettiğinde ardında zaferler, başarılar, ama en zoru yalnızlık bırakıyordu.

KALABALIKLAR İÇİNDE TEK ADAM

Nasıl yalnızlık o diyeceksiniz. O kadar insan var, milletvekilleri var, yardımcıları var, yaverleri var, var oğlu var.

Bedenen var olan insanlar, sizle aynı mücadele şevkine ve fikirlere sahip değilse, milyonlarca olsa kaç yazar? Atatürk’ün yaşadığı tam da buydu.

Kurtuluş Savaşı’nı başlattığı ekip oldukça sınırlı bir gruptu. Çekirdek kadroda Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Rauf Orbay ve Refet Bele paşalar bulunuyordu. İlginçtir, İsmet İnönü sonradan katılmıştır Kurtuluş Savaşı’na, ama uzun süre Gazi Paşa ile paralel fikirde olduğu için katkısı büyük olmuştur.

Saydığımız ilk gruptaki isimler ile Gazi Paşa’nın yolu çeşitli noktalarda ayrılır. Kimisi hilafetin devamını ister, kimisi padişahtan yana tavır alır, kimisi doğuyla alakadardır kimisi batıyla.

Kurtuluş Savaşı süresince ilk meclis içindeki muhalefet ile baş etmeye çalışan Mustafa Kemal, savaştan sonra devrimleri bir bir gerçekleştirirken yine meclis içi karşı grupla, bir yandan isyanlarla uğraşır.

UFKUN İLERİSİ, O UZUN YOL

Atatürk ile ilgili bir sohbette şöyle dediği rivayet edilmişti; “bir noktadan sonra ufkun ilerisini göremeyen arkadaşlarla yollarımızı ayırdık.”

Ufkun ilerisi, gelecek, devrimler, ilerlemeler. Ne kadar heyecan verici!

Yürümek güzel, hepsini gerçekleştirmek güzel. Ama yolda ayrılanlar, dökülenler, gidenler, ihanet edenler?

İşte beni üzüntüye sevk eden, Atatürk’ün bunların hepsini yaşamış olmasıdır. Beni cesaretlendiren, tek başına bile kalsa, Gazi Paşa’nın bu kutlu ve uzun yürüyüşten kaçınmamış olmasıdır.

Hepimizin Atatürk’ün yaşadığı hayattan kendimize yönelik çıkarabileceğimiz dersler var. Grip olup okulu kıran bizler, böbrek rahatsızlığı nedeniyle tedavi gören Mustafa Kemal’in ağrı ve sancı içinde cephelerde memleketi kurtarmaya çalıştığını bilir miyiz mesela? Ya da huysuzlanan atından düşüp bir kaburgası kırıldığında dinlenmek yerine savaş meydanlarında kalmaya devam ettiğini.

Çünkü O’nun gördüğü, ufkun ilerisinde büyük bir ideal vardır. Ölümle burun buruna olmak o ideale kavuşmaktan ayrı koymamıştır Mustafa Kemal’i.

10 KASIM, BAYRAĞI DEVRALMA GÜNÜ

Milli bayramlar, adı üzerinde, bayramdır. 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim. Hepsi kutlanılması, şenliklerle anılması, ama özünün kaçırılmaması gereken günler.

Fakat 10 Kasım ayrıdır. Hayır, matem günü değildir. Ağlama yakınma günü değildir.

10 Kasım benim için bayrağı devralma günüdür. Her yıl, tekrar aynı şevkle çalışmaya devam etme günüdür. Belki bir muhasebe günüdür. Ağladığımız kadar ne yaptık, ne kadar çalıştık?

Kendimize ve ülkemize, milletimize karşı sorumluyuz.

Yıllarca boşuna mı and içtik?

“Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, durmadan yürüyeceğime, and içerim!”

***

“Gazi Paşam, sen gözlerini yumalı 77 yıl olmuş. Diyecek ne var ki, teşekkür etmekten başka… Huzur içinde uyu. Senin kıymetini bilen, kendilerinden sonraki kuşaklara aktaracak Türk gençleri var hâlâ…”


Gemlik Reklam