Eren YETER

Eren YETER

Sevgili seni gördüğüm o ilk anı hatırlıyor musun? Gözlerinde bugüne dek tarifine tanık olamadığım parıltıyı...
18 Ekim 2015 Pazar 17:09:34
1792 kez okundu.

Gözlerinde bugüne dek tarifine tanık olamadığım parıltıyı. Ay perisi mi gök mavisi misin böyle ışıldayan. Tüm karanlıkları ağartan, sütten ak gerdanın zifirden kurtaran, gün gibi doğan. Beni bambaşka kılan...

Güneş sıcaklığında toprak renginde gözlerin daha ilk görüşte yakmıştı içimi, ne olduğunu bile anlayamadan. Ansızın kapımı çalan, davetsiz misafir edasında giren bedenimin tüm odalarına. Kalıcı kılmıştım, çıkışı olmayan kilitli odalar yapmıştım, çıkmaz sokaklar eklemiştim caddelere hiç gitmeyesin diye. Oysa çıkmaz sokaklarında kayıp derbeder olacak bendim, sen misafirliğe doyan ve aşılmayacak olanları aşan...

Sevgili adım atamaz olmuştu ayaklarım, ellerim tokalaşmaya bile gidememişti, gözlerinde kaybolmuştum ne yaman. İçim yangın yeri iken dışım buz kesmişti. Nasıl bir hal bu benliğimden sıyrılan. Kökü yıllarca yerin altında hüküm sürmüş yaşlı ağaç olmuştum durağan. Dokunsalar yorgunluğa, yaşanmamışlıklara dayanamayıp çatlayacaktım tam ortadan. Paramparça ayrılacaktım dört bir yana dağılacaktım toplanamayan...

Dilim tutulmuştu, sözcükler havada uçuşurken bir türlü yakalanamayan. Düşüncelerimin zincirini koparıp bağlanmış dilimi açıp vardım yanına. Merhaba diyebildim sadece...

Sevgili hoşgeldin, ne iyi ettin, kirli dünyamı tertemiz paklayan. Gecelerimin gündüze erişini kolaylaştıran. Zamanı durdurup bir günü dahi bin yıllık yaşatan. Aldığım her nefeste seni fısıldıyorum biliyor musun? Kalbimi göremiyorsun ama dokunmadın mı? Atışındaki nağmeli söyleyişi duymadın mı, heceleyerek adınla atıyordu durmadan...

Umut yok mu, ben yine de bekleyenin olurum. İstediğin tüm duraklara uğrarım yeter ki geç oradan. Senin için gök kubbeyi yere çalarım, kuruyan ağzına, ot bitmeyen çöle kaynak olurum susarsan, ellerin üşürse ben yanarım tutarsın, için ısınsın...

Sevgili başıma gelmeyen, yöremden geçmeyen, sözüne bile uzak olduğum bir ateşin içine attın beni. Şikayet değil benim ki teslimiyet. Sana vurgun oldum başkası hiç olmadı ki. Varlığın pare pare olan naçizane beni yekpare haline getirmişti. Ben sende kaybolmaya meyletmiştim, kendimden sıyrılıp sen olmaya niyetlenmiştim. Eksik her şeyi tam vaziyete getirip bütün olacaktım bir sende. İkmale erişecektim ve aşkın en yüce şekline, kendimden geçecek kadar sevmeye, vecd haline bürünecektim. ..

Yağmur yağıyordu, isli havayı aralayan, toprak kokusunu içe salan. Yere düşen damlaları sayabilir misin, kaç tane beş on hadi yüz. Yüz görümlüğüm, bir ömürlüğüm boşuna yorulma. Sayamadıkların kadar Seviyordum Seni. Hep bir tarif isterdin benden. Ne ilk an ne şu zaman, dün bugün ya da yarın hiç izahını yapamayacağım anla nolur canan.

Sevgili utanınca kızaran yanakların laleyi, gülü kıskandırırdı. Hangi çiçeği sana benzetebilirim. Kilometrelerce uzakta olsam rüzgara salsan kokunu, esse rüzgar, getirirdi buralara hoş kokunu. Kına rengi saçların şelaleyi andırırdı bana. Yüzülesi saçların telinde okşamaya kıyamazdı ellerim. Sevgi bağını çoğaltan ellerin kesişim yerlerinde tutuşunca ölürdüm sanki. Yaşamak seninle anlamlıydı, gözlerimin perdesi örtülecekse dua ederdim Allahıma aynı anda kapamaya. Ne senden bir vakit önde ne bir vakit geride sensiz kalabilirdim. Ölümden iki dirhem ağır gelen ayrılık hiç geçmezdi ki aklımdan...

Aralıksız sevmek için Aralıkı, aşkın ateşinde yanmak için Ocakı, eksik kalan günleri tamamlamak için Şubatı bekmiştim yarim. Hep beklerdim azıcık inanca boğulsam. Beşinci mevsim olsa onda bile durmadan severdim hiç sual sormadan...

Sevgili yüreğimin baş köşesinde, başımın üstündeydi senin yerin. Sana iyi ki diyordum, başıma gelen en güzel bela olan. Rüya mıydı varlığın, hayal miydi yokluğun. Gerçek miydi aşkın, kabus muydu yok oluşun. Gidişin neydi peki, yoksa hiç gelmemiş miydin...

Bir anam vardı eli öpülesi bir de sen... Uyandığımda kalkışım, baş ucumda duran fotoğrafına selam verişim, alnına öpücük konduruşum rutin hayatımın en güzel manasıydı. Yürüdüğümüz sokaklar bir başkaydı sonu olmayan. Başladığımız yere dönüp geliyorduk sona hiç varmayalım, yarım kalmayalım diye. Belki de başlamadan bitecekti yaşanmamışlık özünde. İçimde kalacak ukde...

Ey aşkın sahibi. Haykırsam duyar mısın? Kalbime yazılı adını yere göğe yazssam. Hı, olmaz mı? Sayfalara kağıtlara döksem, dilime aşkını alsam, sevgimi durmaksızın anlatsam. Anladım ne yapsam nafile. Ben biçare...

Sevgili İlahi kalem yazmışsa olmayacakları elimden ne gelir. Hangi güç buna diş bileyebilir. Boynum kıldan ince, hayra yoruyorum bende. Bir başkası ne verebilir peki aradığın ne? Fazlalığım varsa eksik, eksiğim varsa fazla ederim. Yanlışlarımı doğru kılarım, hatalarımı günah bilip sevap eylerim inan. Yok mu hiç yolu yordamı, gitmek mi çözümü, kalmamak mı yanıtı. Derde saldın devası lokman hekimlerde bulunmayan. Gözlerinde aşkı bulmuş, kaybolmuştum, umut yok artık güneş gözlerinde. Gülüşün solan çiçekleri yeniden cana kavuştururdu, gülüşün hastalığa en güzel ilaç gelirdi, gülüşün beni benden ederdi. Özledim gülüşlerini, güneş gözlerinde ısınmayı, sevgi kokan tenini...

Seni seviyorum dediğin vakit, kalbim yanıtlardı : 'Ben de seni bin kat ' nazenin yarim. Bir gün sözlerinin yer değiştireceğini nerden bilirdim...Bana uy demiştim ney'e, birlikte üfleyelim sur'a. Kopacaksa kıyamet sensizlikten kopsun, bitsin kainat bana neye yarar.

Çok yorgunum Sevgili. Ayakların nerde başıma yastık olsun. Sen yoldaş kalsaydın bana. Canım bin feda idi uğruna...

Kendine iyi bak Ey Sevgili... Ben başımın çaresine bakarım.

Kendine iyi bak En Sevgili...


Gemlik Reklam